Fetihli de “Koruyucu Güvenlik”in İşkencesinden Kurtulamadı!
Print Email
Fetihli de “Koruyucu Güvenlik”in İşkencesinden Kurtulamadı!
[ 28/05/2009 - 01:24 PM ]

2000 yılında mübarek El-Aksâ İntifâdası başladığında ismi çok bilinen biri değildi fakat gerçekleştirdiği eylemle ünlüydü. Netzarim Yahudi Yerleşkesi’ndeki Siyonist bayrağını indirip yerine Filistin bayrağı takmıştı. Onun bu cesaretine yakın-uzak herkes şahit olmuştu. Ayağına isabet eden ve felç olmasına yol açan iki domdom kurşunu yarasına rağmen eylemiyle gurur duyuyordu.

Gazze’den Vesim Ebu Şehla... Hiç yaşamamış olmayı istediği bir tedavi hikayesiyle acı bir deneyim geçirdi. Ölüm veya şehadet, ona göre hayatında yaşadığı bu en acı deneyimden daha iyiydi.

“Oyuna getirilme” hikayesi

Vesim, işgal altındaki Batı Yaka’nın Nablus kentindeki Anglikan Hastanesi’nde tedavi yolculuğundan döndükten sonra Filistin Enformasyon Merkezi’ne konuştu. Ancak iki kişi eşliğinde ve koltuk değnekleriyle hareket edebilen Vesim, Gazze’ye düzenlenen son Siyonist saldırının ardından Anglikan Hastanesi’nde tedavi olmak üzere yolculuk için Filistin İrtibat Bürosu’na başvurmuştu. Sonrasını şöyle anlattı:

“İzin belgelerini aldım ve Beyt Hanun geçiş kapısından geçerek Gazze’den Nablus’a doğru yola çıktım. Anglikan Hastanesi’ne vardım ve gerekli tıbbi muayenelerden geçtim. Ardından doktor bana tedavimi Ürdün’de devam ettirmemi önemle tavsiye etti. Dışarıda tedavi için Ramallah’ta başvuruda bulundum. Bana çok büyük kolaylı gösterildi. Sevk belgelerini aynı gün teslim aldım.” Bunu yavaş yavaş oyuna getirme işlemi olarak tanımlayan Vesim, şöyle devam etti:

“Ürdün’e geçiş izni için beklemeye başladım. Geçen Nisan ayının beşinci günü çıkış izni almama yardımcı olması için Ramallah Yönetimi Başkanı’nın ofisinden Dr. Mithat Taha’yı telefonla aradım. Bana belgelerimi Gazze’de İrtibat Bürosu’ndaki Rıfat Muheysin’e göndermemi söyledi. Bu gösterilen kolaylıklar nedeniyle çok mutluydum. Yeniden iyileşip ayaklarım üzerinde yürümeyi ümit ediyordum. Ayın altısında Dr. Taha Başkan’ın ofisinden beni aradı ve “Neredesin?” dedi. “Ramallah’taki Aynu’l-Misbah bölgesinde, süpermarketin önündeyim” dedim. Kısa süre sonra siyah renkli bir araç geldi ve sivil giyimli silahlı dört kişi araçtan indi. Süpermarkete beni sordular. Daha sonra silah tehdidiyle beni araca bindirdiler. Telefonum çalınca telefonumu elimden aldılar. “Neredeyim ben?” dedikçe, “Çok konuşma!” dediler. Sonra beni bir merkeze koydular. Silahlı kişilerin sayısının çokluğu beni şaşırtmıştı. Sanırım Ramallah Yönetimi’ne bağlı güvenlik birimlerinden biriydi. Maalesef okuma ve yazma bilmediğim için levhayı okuyamadım.”

Ajanlıkla itham

Vesim Ebu Şehla, daha sonra orada yaşadıklarını şöyle anlattı: “Kollarımdan tutup “ajan, ajan” diye bağırıyorlardı. Bu şekilde yukarıya çıktım. Orada yüzümün önden ve yandan resmini çekmeye başladılar. Sonra beni başka bir binaya götürdüler ve bir hücreye koydular. Üzerinde rakamlar bulunan bir sürü hücre vardı.”

Vesim Ebu Şehla anlatmaya devam ederek hangi merkezde olduğunu bilmediğini fakat felçli ayağına kan gitmesi için sürekli tedaviye ihtiyacı olması ve tedavi uygulanmazsa ayağının kangren olabileceği düşüncesinin kendisini deliye döndürdüğünü söyledi.

Hücreye konulduktan yarım saat sonra iki kişi gelerek Vesim’i üst kattaki bir odaya götürür ve gözlerini bağlarlar. Sonra sormaya başlarlar: “Sana kim izin verdi?”, “Batı Yaka’ya nasıl geldin?” Vesim, izni Ramallah’taki Sağlık Bakanlığı’nın verdiğini söyler ve “Yani kim benim arkamda olabilir ki?” der. O anda sorguyu yapan “Çok konuşma” der ve ilk tokadı indirir.

Vesim sonrasını şöyle anlattı: “Beni hücreye geri götürdüler. İki saat sonra yeniden sorguya aldılar. Bu kez sorguyu başka biri yapacaktı. Üst kata götürülürken yüz şekilleri değişmiş birçok tutuklu gördüm. Sakalları çok uzamıştı. O sırada sorguyu yapacak görevli beni “Ooo, nerelerdesin sayın emir? Yoksa sana şeyh mi demeliyiz? Niye burada olduğunu biliyorsun tabii... Çünkü sen bir casussun!” diyerek karşıladı. O anda sinirlerime hakim olamadım ve “Ben, Netzarim’den Siyonist bayrağı indirdim ve Siyonist işgal devletini salladım. Sen nasıl bana casus diyebilirsin?!” dedim. “Sen ‘Es-Saraya’daki iç güvenlik sorumlusu Ebu Enes El-Ğandur’un ajanısın. ‘Es-Saraya’da onunla oturuyor ve silah satın almak için Batı Yaka’ya para getiriyordun” dedi.

Asılsız ithamlar ve iftiralar

Vesim Ebu Şehla, Gazze lehçesiyle yanında 24 milyondan (yani 2400 Şikel) başka para olmadığını ve Gazze’de Ramallah Hükümeti’nden aldığı yaralı maaşının da bu meblağa dahil olduğunu söyler. O andan itibaren oradaki herkes Vesim’in Hamas’tan 24 milyon Şikel getirdiğini söylemeye başlar. 24 milyon derken 1000’i yaralı maaşı ve geri kalanı da tedavi masrafları olmak üzere 2400 Şikel kastettiğini anlatmaya çalışsa da çabası boşa gider. Asılsız bir şekilde suçlu yerine konulur.

Hücrede kaldığı 15 gün boyunca her gün yeni birinin kendisini sorguladığını, yeni işkence ve küfürler denediklerini anlattı. “Bazen gözlerimi bağlıyorlardı, bazen de onları görüyordum. Hepsi de dazlaktı” dedi.

Vesim Ebu Şehla kendisine söyledikleri kötü sözleri söylemekten utandı. Onu, “darbe”yi yönetenler arasında olmakla, Hamas’a bağlı El-Meştel Güvenlik Merkezi’ni ziyaret etmekle, Fetih mensupları aleyhine casusluk yapmakla ve onların gözaltına alınmasını sağlamakla, ayrıca Semih El-Medhun’un öldürülmesi olayına karışmakla ve Dağmuş ailesi üyelerinden birine ateş açmakla suçlamaktadırlar.

Fetih Hareketi üyesi

Vesim Ebu Şehla, Siyonist bayrağı asılı olduğu yerden indirdiği kahramanca eylemi hatırlar ve şöyle der: “O zamanlar Fetih Hareketi üyesiydim. Vatanım ve hareketim adına bu eylemi gerçekleştirmekten gurur duydum. Başkan Yasir Arafat bana askeri bir rütbe verilmesini emretmişti. Fakat bu emir yerine getirilmedi. Bugün ise ajan olmakla suçlanıyorum.” Oysa bir gün bile Fetih’in veya Hamas’ın herhangi bir güvenlik biriminde çalışmamıştı.

Vesim, “Inkılâb” (darbe) sözcüğüyle “hasm” (işi bitirme) arasındaki farkı bilmediğini, yanlışlıkla “hasm askeri” (askeri yönden işi bitirme) ifadesini kullanınca copların başına indiğini anlattı. “O darbeydi köpek, katil” derler. Bir kaç gün geçtikten sonra nerede olduğunu anlar. Sorgu görevlilerinden biri kendisine Koruyucu Güvenlik Birimi Sorgulama Genel Müdürlüğü’nde olduğunu söyler. İşte o zaman nasıl zor bir duruma düştüğünü anlar.

İşkence çeşitleri

Gördüğü işkence çeşitlerini de anlatan Vesim, düğünlerde kullanılan küçük plastik sandalyelerden birine oturttuklarını ve ellerini arkadan bağladıklarını, önüne de bir sandalye koyduklarını ve ayaklarını bu sandalyenin kenarlarından çıkararak ayaklarının altına vurduklarını,.dinlendirmek için başını öne eğdiğinde ise darbelerin bu kez başına inmeye başladığını söyledi.

Kapıdaki küçük aralıktan en az altmış yaşında bir adamı nasıl sandalyeye oturtup ellerini bağladıklarını gördüğünü,  ağza alınmayacak sözler söylediklerini ve gözaltındakilerden bir başkasının “Dilim damağım kurudu, su içmek istiyorum, Allah rızası için su içmek istiyorum” diye bağırdığını işittiğini anlattı.

Hayatında hiçbir zaman kimseye şu an kalbinde taşıdığı gibi bir kin duymayı düşünmediğini söyleyen Vesim Ebu Şehla, henüz iki buçuk yaşında olan oğlunun da kendisini gözaltına alıp işkence yapanlara, kemiklerinin erimesine ve bacağının telef olmasına sebep olanlara aynı kini duyacağını söyledi.

Uluslararası Kızılhaç Örgütü ve insan hakları örgütlerinin temsilcileri güvenlik merkezini ziyarete geldiğinde sorgu görevlilerinin her hücreyi tek tek dolaşarak herkesi işkence gördüğünü asla söylememesi için uyardığını ve ziyaret edilen hücrelere kameralar yerleştirildiğini anlatan Vesim şöyle devam etti:

“Bazen ziyaretçiyle birlikte iki sorgu görevlisi geliyordu. Ziyaretçiler bize işkence yapılıp yapılmadığını sorduklarında “Bizimle iyi ilgileniyorlar” diyordum. İnsan hakları temsilcileri ziyarete gelmeden önce, gözaltına alınanların emanete bırakılan paralarından sigara ve tatlı satın alıp hücrelerimize koyuyorlardı.”

İntihar girişimi

Vesim Ebu Şehla, gözaltında tutulduğu sürede iki kez intihar girişiminde bulunduğunu gizlemedi. Birincisinde kendini asmak için gömleğini bağlar ama gömleğini bağladığı yer zemine yakın olduğu için başarılı olamaz. Diğerinde ise banyoda bulduğu jiletle kollarını kesmeye çalışır fakat kapının ardında bekleyen görevli içeride uzun süre kalmasından şüphelenir ve ikinci intihar girişimi de başarısız olur.

Vesim, delirme derecesine ulaşan psikolojik ve fiili işkenceden kaçmak için intihar girişiminde bulunduğunu söyledi. Ellerini ve ayaklarını bağladıktan sonra nasıl büyük bir çöp bidonuna koyduklarını anlattı. Nasıl ayaklarından bağlayıp astıklarını ve saatlerce dövdüklerini anlattı.

Vesim’i elektrik kablosuyla döverler ve özel bir aletle vücuduna elektrik verirler. Her işkence ve dayak faslından sonra vücudunda işkence izi görülmesin diye üzerine soğuk su dökerler.

Son günlerinde sorgu birimindeki doktorlar ayağından çıkan kurtları görünce ayağının iyice çürüdüğüne karar verirler. Nisan ayının 22. günü kendisiyle pazarlık yapmaya başlarlar ve iki şartla hücreden çıkarıp Gazze’ye göndereceklerini söylerler. Birincisi, Anglikan Hastanesi’nden çıktığına dair belgeleri imzalayacaktır. İkincisi, ayağına olanlardan tamamen kendisinin sorumlu olduğuna dair imza atacaktır.

Cehennemden çıkış

Vesim Ebu Şehla, bir ordu askerle birlikte hastaneye götürülürken tam teçhizatlı askerlerin sayısına şaşırdığını anlattı. Hastanede doktor neden çıkmak istediğini sorunca, Ürdün’e gideceğini söylemiştir. Başına gelenlerden kimseye bahsetmemiştir. Ramallah’tan çıkıp ailesine dönmek için her türlü kağıda imza atmaya hazırdır.

Gerçekten de Vesim kağıtları imzaladığı gibi soluğu Kalandiya teftiş noktasında alır. Sağlık durumunu Siyonist ordu askerlerine anlatır. Siyonist “B’Tselem” Müessesesi’nden insan hakları savunucusu iki bayan avukatın girişimiyle onu Beyt Hanun geçiş kapısına getirirler ve oradan son sürat kendisini arayan ailesinin kaygılarını gidermek üzere Gazze’deki evine gider.

Ölüm tehditleri

Vesim Ebu Şehla, zaman zaman hâlâ korku yaşamaktadır. Çünkü geçen Cuma günü Gazze’ye gelişinden beri “özel bir numara”dan en az beş kez kendisini arayarak medyaya konuşması halinde Gazze’de kendisine ulaşarak öldüreceklerini söylerler.

Vesim, konuşmasını şöyle noktaladı: “Eşimden hücrede kaldığım sürece yemek olarak verilen bezelyeden pişirmemesini ve plastik sandalye kullanmamasını istedim. Çünkü bana zindanı hatırlatıyordu. Annemi ve oğlumu görünce gerçekten o cehennemden çıktığıma inanabildim.”

Gazze Şeridi’ne gelir gelmez Vesim Ebu Şehla’nın ayağı ameliyata alınır. Ayağının tamamına yayılıp kesilecek hale gelmemesi için çürüyen kemikler ve sinirler alınır. Böylece Vesim’in ayağından geriye sadece bir et yığını kalır!

Page Top
 
 
 
  
 
 
Röportaj
 
      
 
   
Basından Seçmeler