|
Filistin Enformasyon Merkezi
el-Halil peygamberler diyarı Filistin'in güzide bir şehri. Bu şehir anıldığında etrafında Rabbani ışıklar yayılmış olan ve birbirlerinin ardından insanlığı aydınlığa yönelten Peygamberler dizisi akla gelir. Orası temiz insanların şehridir. O insanlar yalandan hoşlanmaz, gerçeğin bütün güzelliklerine sarılırlar. el-Halil kutsal vatanın bir parçasıydı. Durup dururken yeryüzünün köşe bucaklarından çekirge sürüleri gibi akın eden ve bu şehrin kendilerine ait olduğuna dair birtakım uydurma hikâyelere, asılsız vaatlere sahip bazı kimseler oraya saldırdılar. Şehrin efendisi Hz. İbrâhim (a.s.)'ın vakıflarının da bir kısmının kendilerine ait olduğunu ileri sürerek oraya da zorla el koydular. İşte o andan itibaren şehirde bir sıkıntı başladı. Ancak şehrin asıl dramı Arap ülkelerinin 1967 Haziran savaşından yenilgiyle çıkmalarından sonra başladı. Bundan sonra el-Halil, Siyonistlerin Kudüs'ten sonra ikinci hedefleri haline geldi. Burayı Yahudileştirebilmek ve üzerinde kuvvetli hâkimiyet kurabilmek için birbirini izleyen ve sistemli birtakım faaliyetler yürütmeye başladılar. Yapılanların son hedefi de Hz. İbrahim Camisi haremini istila etmek ve orayı tümüyle bir Yahudi sinagoguna çevirmekti.
Bu amaç doğrultusunda çeşitli oyunlar çevrildi. Derken akıp giden zamanın en kutsal anlarından bir anda, şehrin haremi şerifi, Siyonist canilerin akıttığı temiz kanların oluşturduğu bir kan gölünde yüzmeye başladı. İşte o an, hicri 1414 yılı mübarek Ramazan ayının on beşine denk gelen Cuma günü sabah namazının kılındığı andı. Yani 25 Şubat 1994 sabahı... Camii şerife toplanan pırıl pırıl insanlar tertemiz bedenleriyle Rablerine yönelmiş tam bir huzur ve huşu içinde O'na rüku ve secde ediyorlardı ki, arkalarından gelen bir kurşun yağmuruna tutuldular. Yahudi kininin saçtığı o kurşunlar huşu ile Rablerinin önünde eğilmiş olan o pırıl pırıl insanların temiz bedenlerine saplanmaya başladı.
Bu iğrenç katliama ve bütün insanlığın nefretle lanetlemesi gereken vahşete şahit olanlardan biri olayı şöyle anlatıyor: "Biz birinci rekatı kılarken Yahudilerden, asker elbisesi giyinmiş bir kişi yanımıza girdi. Kulaklarında kulaklık vardı. Bu kişi üzerimize ateş etmeye başladı. Silahının şarjörü boşaldıkça yanındaki ikinci kişi dolduruyordu. Ben sabah namazlarına gelmeyi adet edinmişimdir. Başka zamanlar her gün o vakitte burada otuz kırk asker bulunurdu. Ama o gün sadece dış kapıda yedi asker vardı. Sürekli yedi veya sekiz askerin beklediği iç kapıda ise hiç kimse yoktu. O sabah o kapıda hiçbir asker görmedim. Saldırgan Yahudi üzerimize ateş etmeye başlayınca dışarıdaki askerler içeri girip bizim üzerimize göz yaşartıcı bomba atmaya başladılar."
Demek ki katliam, iddia edildiği gibi Barush Goldstien adlı Siyonist canavarın tek başına gerçekleştirdiği bir eylem değildi. Önceden planlanmış ve askerlerin yardımıyla sistemli bir şekilde gerçekleştirilmişti. Katliamın bu şekilde planlı ve grup halinde gerçekleştirildiğini ispatlayan pek çok delil var. Barush Goldstien canavarı yanındaki arkadaşının da yardımıyla Müslümanların üzerine yağmur gibi mermi yağdırıyordu. Siyonist canavarlar öylesine bir plan yapmışlardı ki kısa zamanda çok sayıda insanı öldürebilmek için iki kişi olarak camiye girmişlerdi ve biri sürekli mermi yağdırırken diğeri ikinci silahın şarjörünü dolduruyordu. Mermileri yağdıran Goldstien boşalan silahı arkadaşına veriyor ve ondan şarjörü doldurulmuş silahı alıyor böylece mermi yağmurunun kesintisiz devam etmesini sağlamaya çalışıyordu. Bazı Müslüman gençler cesaretle o canavarın üzerine atılarak işini bitirinceye kadar da bu mermi yağmuru devam etti.
Olaya şahit olanlardan Talâl Ebu Sinine, Müslüman gençlerin canavar Goldstien'ın üzerine atılıp onu öldürmelerini şöyle anlatıyor: "Bazı gençler ayağa kalkıp caninin üzerine yürüdü ve onu öldürdüler. İlk harekete geçerek caninin üzerine doğru yürüyen gencin adı Selim İdris'ti. İkincisi de Nemir Mücâhid'di. Daha sonra her ikisi de şehit oldu."
Siyonist askerler ikinci bir katliamı da Barush Goldstien adlı canavarın attığı kurşunlarla yaralananların hastaneye taşınması esnasında gerçekleştirdiler. Bakın yaralıları hastaneye taşıyan şoförlerden biri ne diyor: "Dört yaralıyı hastaneye götürdüm. İlk götürdüğüm kişinin beyni yolda dışarı çıkarak omuzumun üzerine düştü... Biz yaralıları ambulansa ulaştırmaya uğraşırken askerler sürekli üzerimize mermi yağdırıyorlardı." Olaya şahit olanlardan bir diğer kişi de şöyle diyor: "Askerler ateş açtı ve iki kişiyi şehit ettiler. Bunlardan biri Râci Gays'tı. Bu kişi askerlerin attığı kurşunlarla şehit edildi. Bir diğeri de Kefâh Merka adlı çocuktu. Bu çocuk da askerlerin attığı kurşunlarla şehit edildi."
Kefâh Merkâ o olayda şehit edilenlerin en küçüğü ve en güzeli. Daha on bir yaşını doldurmamıştı ki, kin ve nefret duygularının saçtığı kurşunlar, misafirperverlerin atası Hz. İbrâhim (a.s.)'ın yanında onun canını aldı.
Olaya şahit olanlardan bir çocuk da şöyle diyor: "Askerler kapı tarafından ateş ediyorlardı. Ben onların ateş ettiklerini gördüm." Şimdi olaya şahit olan bir başka çocuğu dinleyelim: "Ben ana kapıdan dışarı çıkmak istedim, ama çıkamadım. Askerler çıkmak isteyen herkesin üzerine ateş ediyorlardı. Dolayısıyla ben de geri döndüm ve ana kapının arkasında bekledim. Kafama bir mermi isabet ettiğinde şuuruma hâkim değildim. Birinin eliyle vurduğunu sandım. Bir de baktım ki başımdan aşağıya doğru kanlar akıyor. Olayın dehşetinden dolayı içimizden kimse şuuruna hâkim değildi ve herkes apışıp kalmış bir haldeydi."
Askerlerin gerçekleştirdiği ikinci katliam hakkında, yaralıların nakledildiği Halk Hastanesi'nin doktorlarından Mahmud et-Temimi şöyle diyor: "Hastane çevresinde birtakım silah sesleri duyduk. Ardından hastanemize yeni yaralı dalgası akmaya başladı. Bu olaydan sonra on beş yaralı daha hastanemize getirildi. Bunların hepsi hastane çevresindeki yüksek binaların çatılarına çıkarak oralardan, kan bağışında bulunmak için hastaneye gelen insanların üzerine ateş eden askerlerin attığı kurşunlarla yaralanmışlardı. Hatırladığım kadarıyla Dâru'l-Bayıd'dan bir genç bir ünite kan bağışında bulunup çıkmıştı. Sonra kalbinden kurşunlanarak şehit edilmiş halde geri getirildi. Bu olayda şehit edilenlerin biri başından isabet almış ve kafatası parçalanmıştı. Yaralananların yaraları oldukça tehlikeliydi. O zaman hastane çevresindekilere yapılan saldırıda yirmi kişi isabet aldı ve bunlardan dördü şehit oldu. Yani isabet alan her beş kişiden biri şehit oldu. Bu da gösteriyor ki saldırıda bulunanlar kesinlikle hedef aldıkları kişileri öldürmek kastıyla ateş etmişlerdi."
İşgal yönetimi Hz. İbrahim Camisi katliamını dünya kamuoyuna, akli dengesi yerinde olmayan aşırı dinci bir Yahudi tarafından işlenmiş katliam olarak kabul ettirmeye çalıştı. Ancak katliamdaki her şey gerçeği haykırıyordu... Katliamın bizzat işgal yönetiminin bilgisi dâhilinde ve onun yardımıyla gerçekleştirildiği gerçeğini. Askerler cami hareminin kapılarını kapatmış ve namaz kılanları dışarı çıkarmaya yahut dışardan şehitlere ve yaralılara ulaşmaya çalışanlara engel olmuşlar, daha sonra da yaralıların hastaneye nakli esnasında ikinci bir katliam gerçekleştirmişlerdi. Sonra da şehitlerin ahirete uğurlanması esnasında halkı kabristana kadar izledi ve katliamı burada tamamladılar.
Böylece H. 1414 yılı Ramazan ayının on beşine denk gelen "Kanlı Cuma"da sabah namazı esnasında bir Siyonist canavar tarafından başlatılıp onunla aynı fikirleri paylaşan ve aynı duyguları taşıyan işgalci askerlerce sürdürülen korkunç katliamda 67 Müslüman şehit oldu, 300'e yakın Müslüman da yaralandı.
Barush Goldstien kimdi?
el-Halil'de o korkunç katliamı başlatan Barush Goldstien'ın kimliğinden biraz söz etmek gerekiyor. Kimdi bu cani ve nereden gelmişti?
Bu cani aslında Siyonizmin bir aynası, Filistin'i işgal altında tutan zihniyetin bir prototipiydi. O, Filistin üzerinde işgal hâkimiyeti kuran kitlenin arasından çıkmıştı ve bu derece vahşi bir katliamı gerçekleştirmeye yönelten duygular kendisine bu kitle tarafından kazandırılmıştı. Yani o bir kitleyi ve zihniyeti temsil ediyordu. Bu cani mesleğiyle ilgili tüm insani değerleri unutmuş bir doktordu. Daha önce Amerika'da oturuyor ve ABD kimliği taşıyordu. Orada doğmuş, sonra işgal altındaki topraklara göç etmiş ve terör yuvası Kiryat Arba Yahudi yerleşim merkezinde oturmaya başlamıştı. Kach terör örgütünün eski bir mensubuydu. Terörist haham Meir Kahane'nin en katı bağlılarındandı. Üç yıl İsrail ordusunda yedek subay olarak görev yapmıştı.
Bu caninin hangi ortamda ve ne gibi ilkeler üzere yetiştirildiğine baktığımızda, onu böyle bir katliama sevk eden etkenleri de keşfedebiliriz. Bunun için ilk önce New York'un Yahudi mahallesi Bruklin'de oturan dindar anne ve babasının onu nasıl bir anlayışla yetiştirdiklerine bakmamız gerekir. Annesi onu orada en önce, kaynağını kutsallaştırılmış birtakım yalanlarla dolu uyduruk kitaplardan alan kin ve ırkçılık sütüyle emzirmişti. İşte bu sütle emzirilen çocuklara öğretilen müzik parçalarından biri:
Bütün dünya Araplardan nefret eder
Dünyanın ilk gayesi onları teker teker öldürmektir
Şu ayaklarımla düşmanımı ezeceğim
Şu dişlerimle onun derisini kemireceğim
Şu dudaklarımla onun kanını emeceğim
Yine de ona olan kinimi çıkarmış olmayacağım
Goldstien işte böyle kin ve nefret duygularıyla beslendi. Sürekli o havayı teneffüs etti. Şehrin köşe başlarına ve yollarının üzerine ölü gibi dikilen kişilerden sadece biriydi. O gitti, ama gerçekleştirmek istediği planlarını sonrakilere miras bıraktı.
Bakın Filistin topraklarına adeta mayınlar gibi yerleştirilen Yahudi yerleşimcilerden biri ne diyor: "Belki insanlığın çoğu bu olayı duymak bile istemez. Ama bize göre bu gerçekten büyük bir eylemdir. Biz yeterince insan öldürülmediğine inanıyoruz. Yine de Tanrı'ya şükürler olsun. Öldürülen insan sayısı pek fena sayılmaz. Bu iyi bir başlangıç sayılır." Bu zihniyet sadece bir iki kişiye özel değil. Kendilerini insanlığın efendileri, diğerlerini ise hizmetçi ve köle sürülerinden ibaret sayan bütün Siyonizm bağlıları böyle düşünür. Bakın bir başka Yahudi yerleşimci ne diyor: "İsterdim ki bu cesareti ben gösterebilseydim. Öyle bir cesarete sahip olsaydım hiç çekinmeden bu eylemi ben yapardım." "Goldstien'ın size göre bir kahraman olduğuna inanıyor musunuz?" sorusuna muhatap olan bir başka Yahudi yerleşimci de şu cevabı veriyor: "Evet. Onun bir kahraman olduğuna ve övgüye değer kahramanca bir eylem gerçekleştirdiğine inanıyorum."
Bu düşünce onların oluşturduğu kitlenin tümünün ortak bir düşüncesidir. O kitle, terörü, öldürmeyi ve başkalarını ortadan kaldırmayı kendine gaye edinmiştir. İşte bu kitle işgal güçleri tarafından korunmakta ve kendilerine her yönden yardım edilmektedir. Çünkü bu kitle işgal yönetiminin can damarı ve ayakta kalabilmesini sağlayan unsurdur. Bu zihniyet sadece Siyonist işgal yönetiminin hâkim olduğu bölgelerde kendini hissettiren bir zihniyet de değildir. Bu, tüm dünyaya yayılmış Siyonist yapılanmanın tümüne hâkim ortak zihniyettir. Özellikle ABD'de belirgin bir şekilde kendini hissettirir. Oysa ABD başkanı sözünü ettiğimiz caninin kendi ülkesinin ürünü olduğunu görmezden gelerek, Yahudilerin zulme uğradıklarına dair uyduruk hikâyeleri tekrar edip durmakta ve vatandaşlarından bu zulümlerin kinini taşıyan bir topluma karşı anlayışlı olmalarını, yaptıkları taşkınlıklar karşısında kendilerini tutmalarını istemektedir. Sonra da bu anlayıştan yola çıkarak Yahudi terör örgütlerine fırsat ve imkân vermektedir. Bu terör örgütleri ABD yönetiminin sağladığı kolaylıklardan ve imkânlardan yararlanarak bu ülkede istedikleri yerlerde kamplar düzenleyebiliyorlar. O kamplarda Goldstein markası taşıyan binlerce terörist yetişiyor. Üstelik oradan, canilere, silahlarını alabilmeleri ve yerleşim merkezlerini kurabilmeleri için su gibi para akıyor.
el-Halil Katliamının Perde Arkası
Uluslararası Siyonizmle göbek bağı içindeki basın yayın organları Filistin halkının bağımsızlık ve varlık mücadelesini "terör" olarak kabul ettirebilmek için ellerinden geleni yaparken işgalci Siyonistlerin vahşi katliamlarını "ferdi eylem" şeklinde yansıtıyorlar. Oysa Siyonist devlet bütün bu katliamları planlı bir şekilde gerçekleştirmekte ancak kendisinin çirkin yüzünün dünya kamuoyunca görülmesini engellemek için pratikte "ferdi eylem" metoduna başvurmaktadır. Bakın el-Halil katliamında bacaklarından iki kurşun yarası alan 20 yaşındaki Muhammed Sâri olaylar hakkında ne anlatıyor:
"Olaylar Perşembe günü yatsı namazı esnasında başladı. İsrail askerleri ve silahlı sivil Yahudiler o sırada caminin etrafına toplanarak, bu günün Yahudilere özel bayram günü olduğunu ileri sürdü ve Müslümanları camiye girmekten alıkoymak istediler. Namaz kılmak isteyenler dışarıda bir yerde toplandılar. Bu sırada sivil Yahudiler namaz kılmak üzere toplanan Müslümanlara doğru el bombaları attı. Müslümanlar camiye girmek için ısrar edince Yahudi askerler önce küçük gruplar halinde sonra teker teker camiye girmelerine izin verebileceklerini söylediler. Gece saat on sıralarında da askerler namaz kılmak üzere camiye toplanan Müslümanlardan camiyi tamamen terk etmelerini istediler. Yahudi askerler Müslümanların camiyi terk etmeleri esnasında çok sayıda Müslümana dayak attı. Ertesi sabah Müslümanlar sabah namazını kılmak için camiye toplu halde geldi. Sabah namazına toplananların sayısı 1500'ü bulmuştu. Bunların arasında kendilerine tahsis edilen yerde namaz kılan kadınlar da vardı. Müezzin namaz için kamet getirdi. Biz saf tuttuk ve namaza başladık. Rüku ettik. Sonra birinci secdeye vardığımızda seri bir şekilde ateş edildiğini duyduk. Yüzümü sesin geldiği yöne çevirdiğimde askeri elbiseler giyinmiş ve otomatik makineli tüfek taşıyan birinin namaz kılanlara doğru mermi yağdırdığını gördüm. Saldırgan, caminin sütunlarından birini siper almış oradan ateş ediyordu. Arka arkaya sekiz şarjör boşalttı."
Filistin İslami Direniş Hareketi'nin açıklamalarında da katliamın sadece gözü dönmüş bir Yahudinin işi olmadığı olayın arkasında Siyonist İsrail yönetiminin ve bunun da ötesinde Siyonizm anlayışının olduğu vurgulandı. Hamas'ın 26 Şubat 1994'te katliamla ilgili basın toplantısından sonra yayınlanan bildirisinde bu konuda şöyle denildi: "Siyonist katillerin mübarek Ramazan ayının tam ortasında, mübarek Cuma gününde ve Halilurrahman şehrinde bulunan kutsal Hz. İbrahim Camisi'nde namaz kılanları secdede yakalayarak gerçekleştirdikleri bu katliam onların İslâm'a ve Müslümanlara karşı gözü kapalı bir şekilde duydukları kinin göstergesidir. Bu katliam sadece Filistin halkını hedef almış değildir. Aksine açık bir şekilde İslâm inancına ve medeniyetine yöneltilen bir saldırıdır."
Siyonistler el-Halil katliamının yıldönümlerinde Siyonist canavar Barush Goldstien'ın ikamet ettiği Kiryat Arba Yahudi yerleşim merkezinde ve caninin mezarı başında anma törenleri düzenlediler. Törenlere bazı hahamlar ve caninin daha önce mensup olduğu Kach terör örgütünün ileri gelenleri de katıldı.
|